top of page
Search

REKABET YASAĞI SÖZLEŞMELERİNDE YARGITAY’IN “COĞRAFİ SINIR” VE “YAPILACAK İŞ” TANIMINDAKİ GÖRÜŞ DEĞİŞİKLİĞİ

  • Writer: Av.Onur Kıranşa
    Av.Onur Kıranşa
  • Jan 2
  • 18 min read

Yargıtay, daha önceki uygulamalarında işçinin rekabet yasağında “coğrafi sınır” kavramını somutlaştırmayı ve coğrafi sınırların tespitini zorunlu tutuyor,  işçinin daha sonra çalışacağı aynı sektördeki işyeri konusunda “rakip işyeri” kavramının da iş sözleşmesinde veya rekabet yasağı sözleşmesinde açık şekilde somutlaştırılmasını ve bu yolla da işçi lehine olacak şekilde sınırlandırılmasını zorunlu tutuyordu. Ancak 17.09.2025 tarihli ve emsal nitelikli kararı ile bu görüşü değiştirdiği anlaşılıyor.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/11-568 E.  526 K. Sayılı kararı ile  artık;

Yeni çalışılan işyeri için sadece  “Ankara veya İstanbul sınırları içinde başka bir teşebbüste,

İşveren nezdinde yürüttüğü işlerle aynı kapsamda ..çalışmayacağını…kabul ve taahhüt eder.” ifadesini yeterli buluyor ve ayrıca fiilen çalışılan yere değil işveren merkez adresine de bakılması gerektiğini belirtiyor.

 

Aslında gerçekten belirsiz bir tanım olan “yürüttüğü işlerle aynı kapsamda” ifadesi çok geniş yorumlanabilecek bir çalışma alanını kapsamasına karşın , Yargıtay bu görüşü ile işverenin tazminat istemini haklı bularak haksız rekabetin oluştuğuna hükmediyor.

Ayrıca kararda, “rekabet yasağı ifadeleri dar yorumlanmalı; aksi halde çalışma hürriyeti zedelenir” şeklindeki (bizimde hukuken katıldığımız görüşe) karşı oy/azlık görüşünün çoğunlukça benimsenmediği de açıkça belirtiliyor.

Kararın kısa bir yorumu ve tam metnini aşağıda incelemenize sunuyoruz.

Hizmet sözleşmelerine eklenen sözleşme sonrası rekabet yasağı hükümleri veya bağımsız sözleşmeler olarak yapılan rekabet yasağı sözleşmeleri, uygulamada iki temel menfaati karşı karşıya getirir: İşverenin “korunmaya değer haklı menfaati” ile işçinin çalışma ve sözleşme özgürlüğü.

İncelediğimiz Hukuk Genel Kurulu kararı, bu dengeyi kurarken özellikle coğrafi sınırın nasıl anlaşılması gerektiği ve sözleşmede geçen “teşebbüs” kavramının kapsamı bakımından dikkat çekici sonuçlar ortaya koyuyor.

Coğrafi sınır fiili çalışma yerine mi, şirket merkezine mi bağlanır?

Somut olayda işçi, iş sözleşmesindeki rekabet yasağına göre işten ayrıldıktan sonra 2 yıl süreyle Ankara veya İstanbul sınırları içinde, işverenle aynı alanda faaliyet gösteren/rekabet halinde olan başka bir “teşebbüste” çalışmamayı ve aksi halde son brüt ücretin 20 katı cezai şart ödemeyi kabul etmiştir. İşçi ayrıldıktan kısa süre sonra, rakip şirketin Çankırı’daki fabrikasında çalışmaya başlamış; buna karşılık rakip şirketin ticaret sicilinde merkezinin Ankara olduğu anlaşılmaktadır.

Rekabet yasağı “Ankara/İstanbul sınırları içinde çalışma” dediğine göre, işçinin fiilen Çankırı’da çalışması yasağı bertaraf eder mi; yoksa işveren şirketin merkezinin Ankara olması yeterli midir?

Bölge Adliye Mahkemesi, fiili çalışma yerini esas alıp “Çankırı’da çalışıldığı” gerekçesiyle davayı reddetme yönünde direnmiş; bu yaklaşımın çalışma hürriyetine ve hakkaniyete daha uygun olduğunu vurgulamıştır. Ancak bu direnme HGK kararı ile bozulmuştur.

HGK odak noktası: “Teşebbüs” kavramı ve amaçsal yorum

HGK çoğunluğu ise değerlendirmeyi salt fiili çalışma adresine sıkıştırmıyor; sözleşmenin dili ve amacı üzerinden, taraf iradesine amaçsal yorum ile ulaşıyor.

Sözleşmede “Ankara veya İstanbul sınırları içinde başka bir teşebbüste çalışmama” denilmekle, tarafların yalnızca “bir fabrikada fiilen çalışma”yı değil; İstanbul/Ankara’da yer alan teşebbüse bağlı merkez ve şubeler dâhil tüm ticari işletme organizasyonunu kapsayan daha geniş bir yapıyı hedeflediği kabul ediliyor. HGK, “teşebbüs” kelimesinin hukuki içeriğinin genişliğini de açıklayarak, bu kelimenin somut olaya göre merkez-şube bütünlüğünü ve ekonomik organizasyonu kapsayacak şekilde anlaşılabileceği sonucuna varıyor.

Bu nedenle HGK kararına göre, rekabet yasağı ihlalinin değerlendirilmesinde işçi başka bir ilde de çalışsa şirketin Ankara’da yer alan merkezinin ve teşebbüs organizasyonunun dikkate alınması gerekir

Sonuç: Direnme kararı bozuldu.

Yargıtay, rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olduğu ve ihlal iddiasının “teşebbüs” ve “taraf iradesi” çerçevesinde yeniden değerlendirilerek cezai şart koşullarının oluşup oluşmadığına göre hüküm kurulması gerektiğini belirtiyor.

Kararın tam metni aşağıda sunulmuştur.

İyi okumalar....

Av.Onur KIRANŞA


KARAR METNİ


Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı - 2024/568 E. 2025/526 K. 17.9.2025

Taraflar arasındaki rekabet yasağına aykırılığın tespiti ve cezai şartın tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I.DAVA Davacı vekili; müvekkilinin akümülatör üretimi ve satışı konusunda faaliyet gösteren bir şirket olduğunu Sayfa 1/10 HGK., E. 2024/568 K. 2025/526 T. 17.9.2025 ve geçmiş dönemlerde uzun yıllar müvekkilinin genel müdürlüğünü yapan dava dışı ...’in 21.04.2014 tarihinde müvekkili şirketten istifa ederek dava dışı ... Otomotiv Lastik Sanayi ve Ticaret A.Ş'de çalışmaya başladığını, şirketin akü üretimi için fabrika kurduğunu, ...’in rakip şirkette işe başladıktan sonra müvekkili şirketin fabrikasında üretim, bakım ve pazarlama konularında bilgi sahibi olan çalışanları da transfer etmeye başladığını, bu konuda müvekkili tarafından hem rakip şirkete hem de ...’e 13.11.20 14... .07.2015 tarihli ihtarnamelerin keşide edildiğini, ancak bu tür eylemlere devam edildiğini, davalının da bu şekilde rakip şirket tarafından ikna edildiğini, 21.07.2009 tarihinden iş sözleşmesinin sona erdiği 30.07.2018 tarihine kadar müvekkili nezdinde üretim personeli olarak çalışan davalının on beş yıl ve 3.600 prim ödeme gün sayısını tamamlaması nedeniyle emeklilik başvurusu sonucu kendisine kıdem tazminatı ödenerek iş sözleşmesinin sona erdirildiğini, davalının emeklilik nedeniyle işten ayrılmış olmasına rağmen ... Otomotiv Lastik Sanayi ve Ticaret A.Ş. nezdinde çalışmaya başladığını ancak bu durumun davalının iş sözleşmesinden kaynaklanan rekabet yasağına ilişkin taahhüdüne aykırılık teşkil ettiğini, davalının dokuz seneyi aşkın süre boyunca müvekkili şirket nezdinde akümülatör üretimi bölümünde çalıştığını, akümülatör üretimi, tasarımı, know how dahil tüm teknik ve ticari sırlara vakıf olduğunu, davalıya imzalatılan şartname teslim tutanağında kendisine teslim edilen bilgi, döküman veya üretim aşamaları sırasında edindiği şartname, formül ve diğer tüm bilgilerin gizli olduğunun ve bu gizli bilgileri saklama yükümlülüğünün de belirtildiğini, davalının şu an çalıştığı ... Otomotiv Lastik Sanayi ve Ticaret A.Ş. merkezinin Ankara'da olduğunu, buna rağmen davalının çalıştığı yerin Çankırı şehri olarak gösterilmesinin açıkça rekabet yasağı ve sadakat yükümlülüğünü bertaraf etme amacı taşıdığını ileri sürerek davalının rekabet etmeme taahhüdüne aykırılığının tespitine, rekabet yasağına ve taahhüde aykırılık nedeniyle şimdilik 68.000,00 TL cezai şartın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II.CEVAP Davalı vekili; müvekkilinin davacı yanında çalışmadan önce de iş tecrübesinin olduğunu ve geçmişi nedeniyle davacı işyerinde işe alındığını, davacı nezdinde bir süre çalıştıktan sonra ustabaşı pozisyonuna geçmesinin istendiğini ve çeşitli vaatlerde bulunulduğunu ancak ustabaşı olarak üç yıl görev yapmasına rağmen verilen söz ve vaatlerin yerine getirilmediğini, müvekkilinin iş yükünün arttırıldığını ve günlük mesaiden hariç olarak gece arızalarında dahi fabrikaya çağrıldığını, yasal hakkı olan 3.600 prim günü ve on beş yıl çalışma süresini tamamladığında işten ayrılmak istediğini, işten ayrıldıktan sonra emeklilik yaşını doldurmadığı için emekli maaşı alamaması nedeniyle ailesinin geçimini sağlamak için yeni iş arayışına girdiğini ve ... Otomotiv Lastik Sanayi ve Ticaret A.Ş’de işçi olarak işe başladığını, işten ayrılmasının rekabet veya diğer iddialarla alakalı olmadığını, davacı tarafın rekabet yasağı sözleşmesinin ve rekabet yasağı şartının geçersiz olduğunu, zira müvekkilinin davacı tarafa ekonomik olarak bağlı durumdayken baskılar sonucu yeni sözleşme imzalamak zorunda kaldığını, müvekkili gibi herkes tarafından bilinmesi mümkün olan bilgileri haiz işçilerle rekabet yasağı sözleşmesinin yapılamayacağını, bir an için rekabet yasağının geçerli olduğu düşünülse bile yapılan sınırlamanın İstanbul ve Ankara illerini kapsadığını, ülkemizin iki büyük ilini kapsayan bu şartın çalışma hürriyetini kısıtlayıcı olduğunu, kaldı ki müvekkilinin çalıştığı işyerinin Çankırı adresinde bulunduğunu, iş sözleşmesinin buradaki işyeri için yapıldığını, işe giriş bildirgesinin bu adres için verildiğini ve fiilen de burada çalıştığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin 01.10.2019 tarihli ve 2018/690 Esas, 2019/559 Karar sayılı kararı ile; davacının bir dönem işçisi olan davalının rekabet yasağına ilişkin taahhütte bulunduğu, taahhüdün usulüne uygun olarak yazılı yapıldığı, iş sözleşmesinin 1.6. maddesine göre sözleşmenin sona ermesini takiben iki yıl içinde Ankara veya İstanbul sınırları içinde davalının aynı faaliyet alanında çalışan şirkette Sayfa 2/10 HGK., E. 2024/568 K. 2025/526 T. 17.9.2025 çalışmamasına yönelik anlaşma yapıldığı ve buna aksi hareket hâlinde son brüt maaşın yirmi katı tutarında cezai şartını tahsil edileceğinin kararlaştırıldığı, davalının davacıya ait iş yerinden 30.07.2018 tarihinde ayrıldığı, iki yıllık süre dolmadan dava dışı ... Otomotiv Lastik Sanayi ve Tic. A.Ş'de çalışmaya başladığı, davalının akü üretimi aşamasında görev alması ve işçilere eğitim vermesi de gözetildiğinde davacıya ait üretim sırlarına vakıf olabileceği ve bu bilgilerin aynı faaliyet alanında çalışan ... Otomotiv Lastik Sanayi ve Tic. A.Ş'de de kullanabileceği, her ne kadar davalı tarafından bu şirketin merkezinin Çankırı ilinde olduğu savunulmuş ise de Ankara ilinde şubesinin bulunduğu ve Ankara ilinde faaliyetinin olduğu gözetildiğinde belirsiz süredeki iş sözleşmesindeki coğrafi sınıra ilişkin şartın da gerçekleştiği, sözleşmeye göre hesaplanan cezai şartın işçi statüsünde olan davalı yönünden yüksek bulunması nedeniyle hesaplanan miktardan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı TBK) 182/3 maddesi uyarınca resen yarı oranda indirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı tarafından davacıya haksız rekabet etmeme taahhüdünün ihlal edildiğinin tespitine, 34.000,00 TL cezai şartın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir.

 IV. İSTİNAF 

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 23.12.2021 tarihli ve 2020/582 Esas, 2021/1638 Karar sayılı kararı ile; davacının ticaret merkezinin Ankara ilinde olduğu, buna karşılık davalının çalıştığı fabrikanın Çankırı ilinde bulunduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davalının cezai şart sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı, somut uyuşmazlıkta 6098 sayılı TBK'nın 444/2 maddesi uyarınca rekabet yasağı düzenlemesinin süre ve kapsam itibariyle geçerli olduğu, bir an için "Ankara veya İstanbul sınırları içinde" koşulunun aşırı nitelikte bulunduğu düşünülse bile davalının davacı ile aynı il olan Ankara'da çalışmış olması hâlinde 6098 sayılı TBK’nın 445/2. maddesine göre rekabet yasağı hükmünün kapsam bakımından sınırlanabileceği, ancak davacının ticaret merkezinin Ankara ilinde olduğu ve dosyada yer alan 23.01.1987 tarihli ana sözleşmeye göre dava dışı ... Otomotiv Lastik Sanayi ve Tic. A.Ş'nin merkezinin de Ankara'da bulunduğu, buna karşılık Çankırı Ticaret Sicil Müdürlüğünün 26.12.2018 tarihli yazısına göre ... Otomotiv Lastik Sanayi ve Tic. A.Ş'nin "Yakınkent OSB/Çankırı" adresinde tecilli bir şubesinin olduğu ve şirketin fabrikasının da Çankırı adresinde bulunduğu, davalının da dosyaya sunulan ücret bordrosuna, işe giriş bildirgesine ve iş sözleşmesine göre Çankırı'daki bu fabrikada çalıştığı, ... Otomotiv Lastik Sanayi ve Tic. A.Ş'nin ortaklarının ve yönetim kurulu üyelerinin dahi Çankırı ilinde ikamet ettikleri hâlde şirketlerinin merkezini Ankara'da kurmayı tercih ettikleri, bir şirketin başka bir ilde faaliyet gösteren fabrika, üretim tesisi veya satış yeri gibi işletmelerinde çalışan işçilerinin, şirketin merkezinin bulunduğu İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük illerde çalıştıklarının kabul edilmesi ve bu suretle de merkezleri yine aynı büyük şehirlerde bulunan işten ayrıldıkları şirketlerle rekabet yasağına aykırı davrandıkları sonucuna varılmasının, çalışma hürriyeti ilkesine ve hakkaniyet ölçülerine aykırılık oluşturacağı, davalının çalıştığı yerin Çankırı adresi olarak gösterilmesinin açıkça haksız rekabet ve sadakat yükümlülüğünü bertaraf etme amacını taşıdığına yönelik davacı iddiasına itibar edilmediği, davalının fiilen davacının ticaret merkezinin bulunduğu Ankara ilinde çalışmadığı ve bu nedenle de yer itibariyle davacı şirketin zararına yol açacak şekilde rekabet yasağına aykırı faaliyette bulunmadığı kabul edilerek mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeninden Sayfa 3/10 HGK., E. 2024/568 K. 2025/526 T. 17.9.2025 hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 

A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Dava, rekabet yasağı sözleşmesine aykırılığın tespiti ve cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir. Davalı davacı ile yaptığı iş sözleşmesinin 1.6 ncı maddesinde sözleşmenin sona ermesini takiben iki yıl içinde Ankara veya İstanbul sınırları içinde davacı ile aynı faaliyet alanında çalışan firmada çalışmayacağına ilişkin taahhütte bulunmuştur. Davalının çalıştığı yer Çankırı olmasına karşın, çalıştığı şirketin merkezi Ankara'da bulunmaktadır. Davalının davacı ile imzaladığı iş sözleşmesi uyarınca, davalının sözleşmenin sona ermesini takiben iki yıl içinde Ankara sınırları içinde aynı faaliyet alanında çalışan firmada çalışması rekabet yasağına aykırılık oluşturmaktadır. Davalı davacı şirkette akümülatör üretim bölümünde çalışmakta olup, iştigal alanı da akümülatör üretimine ilişkindir. Davalı bu konuda davacı şirketin tüm teknik sırlarına vakıf durumdadır. Somut olayda rekabet yasağına aykırılığın şartları oluştuğundan, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, somut olayın buna göre değerlendirilerek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; dosyaya sunulan ücret bordrosuna, işe giriş bildirgesine, iş sözleşmesine, tanık beyanlarına ve tüm bilgi ve belgelere göre davalının fiilen Çankırı'daki bu fabrikada çalıştığının sabit olduğu, davacı vekilince resmi belgelerle ve tanık beyanları ile sabit olan bu durumun aksinin ispatına yönelik olarak dosyaya hiçbir delil ibraz edilmediğinden davacının bu soyut iddiasına itibar edilmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ 

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; dava dışı ... Otomotiv Lastik San. ve Tic. A.Ş’nin Ankara ilinde faaliyet gösterdiğini ve şirket merkezinin de Ankara olduğunu, davalının nerede çalıştığının önem arz etmediğini, anılan şirketin Çankırı ilinde faaliyet gösterdiği kabul edilse dahi davacının aynı iş kolunda faal olan bir şirkette çalışamayacağını, coğrafi sınırlama da önemli olanın işverenin faaliyet sahası olup iş ilişkilerinin yürütüldüğü alanın dikkate alınması gerektiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının rekabet yasağını ihlal edip Sayfa 4/10 HGK., E. 2024/568 K. 2025/526 T. 17.9.2025 etmediğine dair yapılacak olan değerlendirmede davalının fiilen çalıştığı iş yerinin bulunduğu adresin mi yoksa iş yerini işleten şirketin merkez adresinin mi esas alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk 1. 818 sayılı (Mülga) Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı BK) 349. maddesi, 2. 6098 sayılı TBK'nun 4 44... . maddeleri, 3. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un (4054 sayılı Kanun) 1 ve 3. maddeleri, 4. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1 95... . maddeleri, 5. 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun (5174 sayılı Kanun) 9/2. hükmü, 6. Ticaret Sicili Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 118/1 hükmü.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.

2. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresince işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlülüktür. Dürüstlük kuralı gereğince bu yükümlülük bazı durumlarda sözleşmenin sona ermesinden sonra da belli bir süre devam etmelidir. Zira işçinin çalışması esnasında elde ettiği bazı bilgileri iş akdinin sona ermesinden sonra kullanması işverenin haklı menfaatlerine zarar verebilir. Buna karşılık, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 48. maddesinde güvence altına alınan işçinin dilediği alanda “çalışma ve sözleşme özgürlüğü”, onun hayatını kazanması yanında yine Anayasa’da öngörülmüş olan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkıyla (md. 5, 17) doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla iş sözleşmelerinde sözleşme sonrası rekabet yasağı kapsamında işverenin rekabet nedeniyle ortaya çıkabilecek haklı menfaati ile işçinin çalışma ve sözleşme özgürlüğünün dengelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle hem 818 sayılı BK'da hem de 6098 sayılı TBK’da bu dengeyi sağlamaya yönelik özel düzenlemeler yapılmıştır.

3. Bu dengenin sağlanması amacıyla Kanun'da öngörülen rekabet yasağı anlaşması, hizmet sözleşmesiyle bağıtlanan işçinin sözleşmenin sona ermesi sonrasında iş sahibiyle rekabet edeceği bir işi kendi adına yapmamasını ve rakip bir işyerinde çalışmamasını, böyle bir kuruluşta ortak ve başka sıfatlarla ilgili olmayacağını öngören anlaşma olarak tanımlanabilir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, C. 1, Ankara, 2021 s. 926).

4. Somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nın 444/1. maddesi; “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağı sözleşmesinden söz edilebilmesi için ilk olarak işçinin fiil ehliyetine sahip olması ve iş sözleşmesinin kurulması sırasında veya iş ilişkisi devam ederken işçinin sözleşmenin sona ermesinden sonra rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün yazılı olarak iş sözleşmesine konulması veya bu Sayfa 5/10 HGK., E. 2024/568 K. 2025/526 T. 17.9.2025 konuda ayrı bir sözleşmenin (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılması gerekmektedir. Fiil ehliyetine sahip işçi tarafından yazılı olarak yapılan rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için iki temel şartın daha birlikte yer alması gerekir.

5. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesinin ilk şartı, işverenin bu sözleşme nedeniyle korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunmasıdır. Zira rekabet yasağının getirilmesindeki amaç, işçinin işyerinde öğrendiği üretim sırlarını veya işverenin işleri hakkındaki bilgisini iş ilişkisi sona erdikten sonra işverenle rekabet edecek tarzda kullanmasının önüne geçilmesidir. Bu husus 6098 sayılı TBK’nın 444/2. maddesinde “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulmasında işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin söz konusu olabilmesi için, işçinin işverenin üretim sırları, yaptığı işler ve müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağının bulunması ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olması gerekir. Dolayısıyla rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin geçerli olabilmesi için iş ilişkisinin işçiye, “müşteri çevresi” veya “üretim sırları” ya da “işverenin yaptığı işler” hakkında bilgi edinme imkânını sağlamasının yanında, aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması hâlinde işvereni önemli nitelikte bir zarara uğratabilecek mahiyette olması aranmaktadır. Ancak, rekabet yasağı ihlâlinden bahsedilebilmesi için zararın fiilen gerçekleşmesi gerekli olmayıp, yakın ve önemli bir zarar ihtimalinin varlığı yeterli olmaktadır.

6. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesinin bir diğer şartı ise işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürülmemiş olmasıdır. Zira sınırsız ve ucu açık bir rekabet yasağının, işçinin çalışma özgürlüğünü ortadan kaldıracağı ve işçinin geçim kaynağı olan emeğini istihdam piyasasına sunamaması sonucunu doğuracağı açıktır. 6098 sayılı TBK’nın 445/1. maddesi “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğinin ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye girmesini önleyecek şekilde süre, yer ve konu (işin türü) bakımından uygun sınırlar içinde kararlaştırılmış olması gerekir; aksi takdirde rekabet yasağı sözleşmesi geçersizdir. Aynı husus 818 sayılı BK’nın 349. maddesinde; “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir” şeklinde ifade edilmiştir.

7. Rekabet yasağı sözleşmesinin yapıldığı sırada işçi fiil ehliyetine sahip değilse, yazılı şekil şartına uyulmamışsa, işçinin, işverenin müşteri çevresi, üretim sırları veya işyerinde yapılan işler hakkında bilgi edinme olanağı bulunmuyorsa ya da işverene önemli bir zarar verme ihtimali yoksa rekabet yasağı sözleşmesi geçersizdir. Öte yandan 818 sayılı BK’dan farklı olarak 6098 sayılı TBK ile rekabet yasağı sözleşmesinin işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürmesi yönünden hâkime kapsamı veya süresi bakımından rekabet yasağına müdahale ve sınırlama yetkisi verilmiştir. 6098 sayılı TBK’nın 445/2. maddesi; “Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir” hükmüne haizdir. Buna göre rekabet yasağı sözleşmesinin, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından sınırlamalar içermesi ve süresinin de, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşması durumunda uygulanacak hukuki yaptırım, rekabet yasağının hâkim tarafından kapsamı ve süresi bakımından sınırlanması şeklinde olmalıdır. Bu düzenleme ile yer, zaman ve konu (işin türü) bakımından sınırları çok geniş tutulmuş rekabet yasağı sözleşmelerine geçersizlik gibi ağır bir hukuki yaptırım uygulamak yerine, sözleşmenin kanuna uygun Sayfa 6/10 HGK., E. 2024/568 K. 2025/526 T. 17.9.2025 hâle getirilmesinin yolu açılmış olmaktadır.

8. Önemi nedeniyle hemen belirtilmelidir ki, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 1. maddesi; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir” şeklinde olup buna göre bir sözleşmenin hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu sözleşme hangi Kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o Kanun hükümleri uygulanmalıdır. Dolayısıyla 818 sayılı BK döneminde yapılan bir rekabet yasağı sözleşmesi Kanun’un aradığı şartları taşımaması nedeniyle geçersiz ve hukuken bağlayıcı değilse bu sözleşmenin ihlâli 6098 sayılı TBK’nın yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşse dahi 6098 sayılı TBK’nın 445/2. maddesi ile düzenlenen hâkimin rekabet yasağına müdahale ve sınırlama yetkisi söz konusu olamaz. Zira 818 sayılı BK’da hâkime bu şekilde bir yetki tanınmadığı için rekabet sözleşmesi yapıldığı an geçersiz olur. Yapıldığı an geçersiz olan bir sözleşmenin ise 6098 sayılı TBK’nın 445/2. maddesi gereğince geçerli kabul edilip sınırlandırılması mümkün değildir.

9. Öte yandan, ticari işletme, tacir ve teşebbüs kavramlarının hukukumuzdaki yeri de somut uyuşmazlığın çözümünde dava konusu rekabet yasağı sözleşmesinin yorumlanması aşamasında oldukça önem arz etmektedir. 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) gibi 6102 sayılı TTK da ticari işletme kavramını esas almakta ve ticari iş ve tacir gibi en temel kavramları dahi ticari işletme temelinde açıklamaktadır. Ticari işletme ise 6102 sayılı TTK'nın 11. maddesinde "esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme" olarak tanımlanmıştır. Ticari işletmenin ise tek bir mekandan veya birden çok mekandan oluşması mümkündür.

10. Bir ticari işletmeyi oluşturan bölümler ise hukukumuzda merkez ve şube kavramlarıyla ifade edilmektedir. Merkezle ilgili olarak 6102 sayılı TTK'da bir tanıma yer verilmemekle birlikte doktrinde idari faaliyetlerin yürütüldüğü yer işletme merkezi olarak kabul edilmektedir(Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Aslan Kaya, N. Füsun Nomer Ertan, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 91.). İdari faaliyetlerin yanı sıra ticari ve hukuki faaliyetler de merkez eliyle yürütülür. Pek tabiidir ki merkez ticari işletmenin fabrika gibi teknik faaliyetlerinin yürütüldüğü adresten farklı bir yer de bulunabilir.

11. Şube ise yine 6102 sayılı TTK'da tanımlanmamakla birlikte, şubeye ilişkin olarak 5174 sayılı Kanun'un 9/2. maddesinde "Bir merkeze bağlı olduğu halde, ister merkezin bulunduğu odanın, ister başka odanın çalışma alanı içinde olan müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesi bulunan ve/veya muhasebesi merkezde tutulduğu ve müstakil sermayesi bulunmadığı halde kendi başına sınaî faaliyet ve ticarî muamele yapan yerler ve satış mağazaları bu Kanunun uygulanması bakımından şube sayılır" ifadesine ve Yönetmeliğin 118/1 hükmünde ise "Bir ticari işletmeye bağlı olup ister merkezinin bulunduğu sicil çevresi içerisinde isterse başka bir sicil çevresi içinde olsun, bağımsız sermayesi veya muhasebesi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kendi başına sınai veya ticari faaliyetin yürütüldüğü yerler ve satış mağazaları şubedir" şeklindeki tanımlamaya yer verilmiştir.

12. Tacir ise 6102 sayılı TTK'nın 12/1. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişi" olarak tanımlanmış; aynı Kanun'un 16. maddesinde ise ticaret şirketlerinin, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıfların, derneklerin ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşların da tacir sayılacakları ancak, Devlet, il özel idaresi, belediye Sayfa 7/10 HGK., E. 2024/568 K. 2025/526 T. 17.9.2025 ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıfların, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler kendilerinin tacir sayılmayacağı belirtilmiştir.

13. Türk Ticaret Kanunu'nun şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemelerinde, Kanun'un genelinden farklı olarak teşebbüs kavramı ön plana çıkarılmıştır. Anılan Kanun tasarısında öncelikle sermaye şirketleri ile işletme kavramı esas alınmış, işletme kavramının tercih edilme nedeni olarak kapsamının geniş olması, teşebbüsü ve benzeri diğer kavramları kapsaması gösterilmişse de Adalet Komisyonu, tasarının getirdiği sistemin kapsamını dar bularak, sakıncalar doğurabileceği endişesi ile kurumun uygulama alanını genişletmek maksadıyla değişikliğe gitmiştir. Gerçekten de, 6102 sayılı TTK'nın 198. maddesinin Komisyon Değişiklik Gerekçesinde Kanun'un gerek 195/5. maddesi, gerek 198. maddesi ve diğer maddelerinde teşebbüs kavramının kullanılmasının sebebi olarak teşebbüs kavramının ticari işletmeden daha geniş olması gösterilmiş ve tasarı bu şekliyle kanunlaşmıştır.

14. Amacı mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak olan 4054 sayılı Kanun'da ise teşebbüs kavramı esas alınarak teşebbüsten piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzelkişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimlerin anlaşılacağı düzenlenmiştir.

15. Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, doktrinde de değinildiği üzere, şirketler topluluğu hukuku anlamında kullanılan teşebbüs kavramı ile 4054 sayılı Kanun'da kullanılan teşebbüs kavramları arasında farklılıklar bulunmaktadır. Şöyle ki şirketler topluluğu hukukunda kullanılan teşebbüs kavramı, tüm gerçek kişiler başta olmak üzere şirket ortaklığına katılabilecek tüm kamu ve özel tüzel kişilerini, esnaf işletmelerini, ticari işletme ve miras ortaklıklarını dahi kapsayan oldukça geniş bir anlam ifade eder (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul 2019, s. 716).

16. Nihayetinde, ticari işletme ve teşebbüs karşılaştırması yapılırken ticari işletmenin şubeleri ve merkeziyle bir bütün olduğu, bunun yanında teşebbüsün ise ekonomik açıdan bağımsızlığı ile ayırt edilebileceğini belirtmek gerekir. Zira ekonomik bağımsızlık, tüm sonuçlarıyla birlikte faaliyetlerinde bağımsız karar verip, bu kararları bir başkasının değerlendirme ve denetimine tabi olmadan uygulayabilmeyi de beraberinde getireceğinden bu şekilde karar alabilme yetisi bir teşebbüsü tespit ve diğerlerinden ayırmaya yarar. Şöyle ki iki işletme birbirlerinden ayrı yönetimlere sahip olarak, farklı konularda faaliyet sürdürüyor ve organizasyonları farklılık taşıyorsa, aynı tacir tarafından da işletilseler dahi iki ayrı ticari işletmenin varlığı kabul edilir. Ancak, bu tür işletmelerin aynı kişiye ait olması, ekonomik kararların aynı kişi/kişilerce alınması, aynı ekonomik politikayı takip etmeleri durumunda ise ekonomik karar alma mekanizmalarında bağımsızlıkları bulunmadığında tek bir teşebbüs olarak kabul edilebileceklerdir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, rekabet hukuku bakımından ekonomik birliğin tamamının teşebbüs olarak kabul ediliyor olmasıdır.

17. Diğer anlatımla kanunen tacir olan ticaret şirketlerin her birinin yapılan açıklamalar çerçevesinde değerlendirilmekle teşebbüs sayılması mümkünken birden çok tacir sıfatını haiz ticaret şirketinin tek bir teşebbüs olarak dahi nitelendirilmesi mümkündür(Özlem Karaman Coşgun, "6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Teşebbüs Kavramı ve Tacir Sayılmasının Sonuçları", (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 21, S. 2015/1, s. 107-166), s. 126). Sayfa 8/10 HGK., E. 2024/568 K. 2025/526 T. 17.9.2025

18. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirket ile davalı arasında imzalanan 21.07.2009 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin 1.6. maddesi "Personel iş bu sözleşmenin devamı süresince ve sözleşmenin sona ermesini takip eden 2 (iki) yıl içinde İşveren ile aynı alanda faaliyet gösteren veya İşveren ile herhangi bir şekilde rekabet halinde olan Ankara veya İstanbul sınırları içinde başka bir teşebbüste, İşveren nezdinde yürüttüğü işlerle aynı kapsamda bir işte diret ya da dolaylı olarak çalışmayacağını, İşveren ile rekabet teşkil edecek bir teşebbüste ortak, yönetici, hissedar ya da bir biçimde yer almayacağını kabul ve taahhüt eder. Personelin bu madde belirtilen taahhüdüne aykırı davranışı halinde, son brüt maaşının yirmi katı tutarındaki cezai şartı herhangi bir karar veya hüküm altına alınmasına gerek kalmaksızın rekabet yasağının ihlaline ilişkin cezai şart olarak İşverene ödeyeceğini kabul ve taahhüt eder. Söz konusu cezai şartın ödenmesi İşverenin TTK ve BK'da düzenlenen rekabet yasağı ve haksız rekabetten kaynaklanan hakları ile diğer talep ve dava haklarını ortadan kaldırmaz " şeklindedir.

19. Taraflar arasında yapılan sözleşmenin 1.6. maddesinde rekabet yasağına ilişkin olarak zaman, yer ve konu sınırlaması öngörülmüş olup sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 818 sayılı BK’nın 349. maddesinde belirtilen yasal düzenlemeye aykırılık bulunmadığından taraflar arasında imzalanan rekabet yasağı sözleşmesi geçerli olup, gerek bu husus ve gerekse de davalı işçinin davacı şirketten 30.07.2018 tarihinde ayrılmasını müteakip iki yıllık süre dolmadan 27.08.2018 tarihinde dava dışı ... Otomotiv Lastik San. ve Tic. A.Ş’de çalışmaya başladığı gözetildiğinde, davacı şirkette akümülatör üretim bölümünde çalışan davalının davacı şirketin tüm teknik sırlarına vakıf olmakla tüm bu yönlerden rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranışta bulunduğu hususları uyuşmazlık kapsamı dışındadır.

20. Uyuşmazlık, yukarıda belirtildiği üzere davacı nezdinde çalışan davalının merkezi Ankara'da bulunan dava dışı ... Otomotiv Lastik San. ve Tic. A.Ş'ye ait Çankırı ilinde faaliyet gösteren akü üretim fabrikasında çalışmasının iş sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin 1.6. maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmenin sonucuna göre rekabet yasağı ihlali mahiyetinde olup olmadığı noktasında olduğundan tarafların sözleşme iradeleri üzerinde amaçsal yorum yoluyla ulaşılacak sonuca göre bir değerlendirme yapmak gerekir.

21. Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 1.6. maddesinde açıkça davalının, davacıyla aynı alanda faaliyet gösteren veya herhangi bir şekilde davacıyla rekabet hâlinde olan Ankara veya İstanbul sınırları içinde başka bir teşebbüste çalışmaması kararlaştırmakla, yukarıda açıklanan ve somut olaya göre bağımsız ekonomik karar alma durumuna göre bir veya birden çok ticaret şirketini dahi karşılayabilecek bir kavram olan "teşebbüs" ifadesine yer vermekle, İstanbul veya Ankara'da yer alan herhangi bir teşebbüse bağlı merkez ve şubeleriyle tüm ticari işletmeleri de kastettikleri kabul edilmelidir.

 22. Bu sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasında akdedilen ve geçerli olan rekabet yasağı sözleşmesinin davalı tarafından ihlal edildiği, bu ihlal nedeniyle sözleşmede belirlenen cezai şartın talep koşullarının oluştuğu nazara alınarak bu kapsamda yapılacak değerlendirmenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinde yer alan ifadelerin dar yorumlanması gerektiği, aksi hâlde işçinin çalışma hürriyetini ihlal edebilecek sonuçların meydana gelebileceği, davalının Çankırı ilinde çalıştığının sabit olduğu ve bu nedenle rekabet yasağı ihlalinin söz konusu olmayacağı, bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesi kararının yerinde olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

24. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire Sayfa 9/10 HGK., E. 2024/568 K. 2025/526 T. 17.9.2025 bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

 

 

 
 
 

Comments


bottom of page